YAŞAR ESGİN İLE SÖYLEŞİ

Yaşar-Esgin-Vahap-Kokulu-1.jpg

Opera’ya Mersin’den katılan ilk sanatçılardan birisiniz. Konservatuvara nasıl başladınız?
Konservatuvara 1964 yılında, o zamanki valimiz rahmetli Ömer Lütfü Hanaoğlu ve sevgili müzik öğretmenim Sayın Hikmet Karaa tarafından gönderildim.

Hangi parça ile sınava katılmıştınız?
Sınavda seslendirdiğim F.Schubert’in SANAT adlı liedini Hikmet Karaa öğretmişti.

Sonuç?
470 kişi içerisinde Opera eğitimi alan onlarca adaya rağmen ilk sırada kazanmıştım sınavı.

Yaşar - Feryal EsginYaşar - Feryal Esgin 1

Sayın Yaşar Esgin, Mersinli’siniz ve Mersin Devlet Opera ve Balesinin Kurucu Müdürüsünüz. Opera’nın kuruluş aşamasında verilen destekler konusunda ne düşünüyorsunuz?
Türk Opera ve Balesinin gelişme çizgisinde tabiî ki halk, sivil toplum örgütleri önemli bir yer tutmaktadır. Sivil toplum örgütleri küçük kentlerde daha bir ataktırlar ve sanat kurumları ile daha bir uyumludurlar. Bence Mersin’de gerektiği kadar destek olmuşlardır.

Sanat yaşamınız boyunca hangi kompozitör, sanatçı ve ustalarla tanıştınız ve birlikte çalıştınız? Birkaç önemli isim verebilir misiniz?
Ahmet Adnan Saygun, Ferit Tüzün, Necil Kazım Akses, Okan Demiriş, Sabahatin Kalender, Cengiz Tanç, Çetin Işıksözlü, İlhan Baran, Faik Canselen, Hikmet Şimşek Nevit Kodallı, Cüneyt Gökçer, Bozkurt Kuruç.. .ve daha onlarca değerli sanatçı arkadaşlarım, dostlarım. Şu an hala bu şansım devam ediyor. Bir yapıtı yaratıcısı ile çalışmak kadar şarkıcıya lezzet veren başka ne olabilir?

Yaşar Esgin 2

Faik Canselen, Nevit Kodallı ve Cüneyt Gökçer’i 2009 yılnda ebediyete uğurladık. Onlarla ilgili anılarınızdan hatırladıklarınızı okuyucularımıza aktarır mısınız?
Rahmetli Faik Canselen’le başlayayım. Cumhuriyetimizin 50.yıl kutlamaları çerçevesinde Başbakanlıkça bestecilere sipariş edilen onlarca marşın seslendirmesi bana teklif edilmişti. Kendimi bu nedenle şanslı görürüm…

Bu seslendirme işlemi nerede yapıldı?
Ankara Radyosu stüdyolarında yapılan kayıtlarda ve Operadaki provalarda besteci dostlar ve ağabeylerimle çalıştım. Bunlardan birisi de Faik Canselen’dir. Onunla tanışmak onurdu, şanstı. Bu çalışmalar arasında birkaç çoksesli şarkısını da öğretmişti bana.

Faik Canselen’ın çok sesli müziğimizin gelişme aşamalarında katkısı ne olmuştur?
Böylesine donanımlı bir sanatçıdan ne Devletimiz ne de biz sanatçılar gerektiği kadar yararlanamadık Bu üretilenlere gerekli ilgi ve saygıyı gösterememişiz.

Sizden yıllarca önce Mersin’den Konservatuvar eğitimine gitmiş rahmetli Nevit Kodallı ile Mersinli olmak beraberliğinize yansıdı mı?
Yansımaz mı? Konservatuvarda derslere başladığım ilk günden başlayarak görünen ve görünmeyen desteklerini hep hissettim Nevit ağabeyimin. Nevit Kodallı’nın tüm eserlerinde oynadım. Bu onun Genel Müdürlükten özel isteği idi. Birlikte çalışır ve tüm korrepetisyonl arı miza girerdi. Çok titizdi.

Atatürk Oratoryosu seslendirmesinde hiç yer aldınız mı?
Benim de çok arzu etmeme rağmen bir türlü realize edemediğimiz Atatürk Oratoryosunun seslendirilmesidir. “O solo Bariton değil senin sesin” derdi. Ankara’da kısa bir süre de beraber çalışmıştık ama kısmet olmadı bir türlü.
Nevit Kodallı ile Cüneyt Gökçer Türk sahne sanatlarının altın döneminde beraber aynı kurumda çalıştılar, aynı şehirde yaşadılar. Bu beraberliğin sizce sanat ortamına taşınmasındaki en önemli olgu nedir? Nevit Kodallı’nın tüm eserlerini ilk olarak Ankara’da Cüneyt Gökçer sahnelemiştir. Birbirleri ile eski dost olmaları beraber çalışmalarından verim almalarını sağlamıştır bence.

Yaşar Esgin 5

Cüneyt Gökçer’in öğrencisi ve arkadaşı olmanızın sizin sanatsal gelişiminize katkısı ne olmuştur?
Konservatuvar yıllarımda Cüneyt Gökçer yalnızca tiyatro bölümünün derslerine girerdi ve ben de onun özel izni ile tüm derslerine girer izlerdim.

Sahnedeki performansınız ile Cüneyt Gökçer*den aldığız dersleri nasıl bir araya getirebiliriz?
Benim sahnede şarkı söylerken oynama isteğimin altında Cüneyt Gökçer’e sorduğum soruların onun tarafından bıkmadan cevaplandırılması vardır.

Cüneyt Gökçer’in sahnelediği hangi opera eserlerinde rol aldınız?
Cüneyt Gökçer’in sahnelediği tüm Türk yapıtlarında oynadım.

Rol aldığınız eserlerden sizde en çok etki yaratan oyun hangisidir?
Bunlardan en önemlisi “ses’le birlikte iyi bir oyunculuk gerektiren IV.Murat Operası olmuştur. 3 ay kadar çalıştık bu operayı.
Opera sahnesi bir okul olmuştu ve sonuç harika idi. İltifat etmeyi asla sevmeyen hocamın övgü dolu sözleri hala kulağımdadır.

Cüneyt Gökçer’in reji anlayışı ve disiplini hakkında neler söylersiniz?
1980 li yıllardı ve Cüneyt Gökçer’le dostluğumuzun en yoğun olduğu yıllardı. Kendisi Devlet Tiyatroları Genel Müdürü idi. “Çok önemli bir sorunum var ve çözmekte zorlanıyorum, gel” dedi. Her zamanki gibi koştum.

Sizi nereye çağırdı?
Büyük Tiyatro’da kendisinin de başrolde oynadığı bir yabancı eserin son provası yapılıyor. Rejisörüde Fransa’dan konuk. Salona girdim, şaşırdım. Prova devam ediyor ama Cüneyt Gökçer salonda provayı izliyor ve O’nun repliklerini suflör okuyor. Son perdeydi ve bir süre sonra da prova bitti. Bana provayı nasıl bulduğumu sordu. Ben de fikrimi söyledim. Benimle sonra konuşacağını söyleyerek makamına aceleyle gitti.

Cüneyt Gökçer’in gergin olduğu anlaşılıyor. Sonrası?
Ertesi gün oyunun ilk günüydü. Odasına kapanmıştı ve bir süre sonra eseri tamamen kaldırdığını öğrendik. Onca emek, dekor, kostüm… Hiç umursamadı. Çünkü oyun istediği gibi çıkmamıştı, Devlet sahnesine ama özellikle de Cüneyt Gökçer’e yakışır bir oyun olmamıştı. Evet, böyle bir davranışı ancak o yapardı ve bunun başka bir örneğine hala rastlamadım.

Sizce Devlet Opera ve Balesi, hatta Tiyatro sanatçılarının beklentileri ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?
Öncelikli olarak ben Devlet desteğinin devamının sağlanmasının zorunlu olduğuna inanıyorum.

Opera ve Bale sanatçılarının çalışma yaşamının devamlılığı konusunda neler söylersiniz?
Halen Opera ve Bale sanatçılarına yönelik bir emeklilik yasası çıkarılamamıştır.

Örneğin Bale sanatçılarının emeklilik durumu diğer Devlet memurları statüsünde mi?
Aynen öyle! En fazla 35 yaşına kadar dans edebilen bir balet veya balerin 65 yaşında “yaş haddinden” emekli oluncaya kadarki süreçte gerçekten büyük sıkıntılar çeker.
Opera Kurumunun Yönetim kademelerinde bulundunuz. Bu konuda herhangi bir başvurunuz oldu mu? Kanun tasarısı gibi örneğin.
Bu konuda hemen hemen her Maliye Bakanına bir rapor hazırlarım ama her zaman sözleşmişler gibi Emeklilik yasasını “deldirme” nin iyi sonuçları olmayacağından söz ederler!

Bu konudaki problemler ve varsa önerilerinizi okuyucularımıza aktarabilir misiniz?
35 yaşında emekli olduğunu varsayacağımız bir balerin mevcut yasalar gereği alacağı emeklilik maaşı ile evinin kirasını dahi ödeyemez. Bu yaşa gelmiş bale veya buna benzer dallardaki sanatçılara yönelik yeni bir yasa hazırlanarak emeklilik hak ve maaşları yeniden düzenlenmelidir.

Bu değişikliğin daha genç sanatçılara katkısı ne olabilir?
Hükümetler genel ekonomik şartlar ve genel bütçe şartları içerisinde sanat kurumlarına kadro vermekte zorlanmaktadırlar. Erken emekli olmaları ile boşalacak kadrolara alınacak genç sanatçılar ile kurumlar taze kana kavuşacaklardır.

Son olarak sanat yaşamınızda unutamayacağınız bir hatıranız var mıdır?
Kültür Bakanı Sn. Mükerrem Taşçıoğlu’nun Sanat Danışmanlığını yaptığım sıralarda IV.Murat’/ oynuyorum. Oyuna müthiş bir ilgi vardı. TBMM tüm milletvekilleri ve eşlerine 2 özel temsil yapmaya karar verdik. İlk temsilde 650 kişilik salon tamamen dolu. Bakan ve Genel Müdürler; rahmetli Yalçın Davran ve Cüneyt Gökçer oyunu izliyorlar.
Oyun başladı, I.Perde I.sahne bitti. Hemen kostüm değiştirdim.

Kostümünüzü Opera terzileri mi hazırlamıştı?
Hayır. İki görevli kişinin gözetiminde müzeden gelen, o dönemlere ait nefis bir kaftandı.
İsterseniz oyuna dönelim.
Karanlıkta yerimi aldım. Bu arada kulisten ve sahneden anormal gürültüler ve sesler geliyordu. Perde açık olduğu için ışıkları beklemeğe başladım. Işık geldi. Orkestra başladı. Salondan bir gürültü geldi. Fotoğraf şu: Ben diz çökmüşüm, elimde IVMurat’ın o ünlü gürz’ü. Önümde bir adam yatıyor. Kafasının arka kısmı parçalanmış!

Bunlar oyun gereği mi oluyor?
Hayır. Yerde yatan oyunla ilgisi olmayan bir görevli. Aksesuarcımız Niyazi’den başkası değil. Softadaki tiyatro dekorlarından birinden bir demir kapı yerinden kurtulup zavallı Niyazi’nin başına düşmüş, Niyazi’de karanlıkta benim önüme. Her yer kan içinde ve kan bir yol bulmuş orkestra çukurunda viyola grubunun üstüne damlamaya başlamış. İlk tepki onlardan geldi. Çığlıklarla birlikte salon karıştı. Perde kapandı. Niyazi hemen hastaneye kaldırıldı.

Sayın Bakanla birlikte oyunu izleyen Cüneyt Gökçer’in sahneye koşarak gelip bana sarılmasını hiç unutmayacağım. Bir insan ancak oğluna böyle sarılabilirdi. Gözleri dolmuştu. Bu davranışın yadırganacak bir tarafı olmadığını düşünebilirsiniz. Ama bu tepkiyi gösteren hocam asla ama asla duygularını belli etmeyen biriydi. Nurlar içinde yatsın.

Peki temsil ne oldu?
Temsil mi ne oldu? Sn. Mükerrem Taşçıoğlu sahneye geldi. Bana nasıl olduğumu sordu. Ben de ‘gördüğünüz gibiyim’ dedim. Düşünmeden temsilin oynanmayacağını, oyunu iptal ettiğini söyledi. Sonradan yaptığımız sohbetlerde, benim sapsarı olduğumu ve ellerimin titrediğini fark edip oyunu kaldırdığını söylemişti.
Teşekkür ederiz Sayın Yaşar Esgin. Hoş bir sohbet oldu.  AKOB DERGİSİ 1.SAYI 14-15.SAYFA

Yaşar  Esgin

scroll to top