DÜNYA SAHNELERİNDEN – REN ALTINI OPERASI

Wagner6-Dorothy-Chandler-Pavillion.jpg

LOS ANGELES YÜZÜK FESTİVALİ VE WAGNER’İN DAS RHEİNGOLD (REN ALTINI) OPERASI
Ömer Eğecioğlu
Haziran 2010, Santa Barbara, CA, ABD
omer@cs.ucsb.edu

Ren nehri altında saklı altınlar, sihirli bir yüzük, tılsımlı kılıçlar, canavarlar, tanrılar, yarı-tanrılar, devler ve cüceler; insanlık değerlerinin en temel öğeleri olan doğum, ölüm, aşk, sevgi, güç, ihtiras, sadakat ve ihanet… Bütün bunlar Wagner’in bilmediğimiz bir zaman ve mekanda yer alan Der Ring Des Nibelungen (Nibelungen’in Yüzüğü) tetralojisinde bir araya geliyorlar. Yüzük Dörtlemesi olarak da bilinen bu opera dizisi çok çeşitli açılardan değerlendirilebilecek ve her insan toplumunda bulabildiğimiz temel çelişkiler ve idealler üzerine kurulmuş.
Büyük opera bestecileri arasında yeri çok özel olan Wagner, 28 yılda yarattığı 15 saatlik bu maraton dizinin librettosunun yazımına 1848’de başlamış. Eserin Wagner’in istediği biçimde ilk icrası ise 1876 yılında Bayreuth’da gerçekleşmiş. Kimine göre tarihte tek bir insan tarafından yaratılmış olan en büyük sanat eseri, kimine göre de dünyanın en sıkıcı ve anlamsız operası, olarak değerlendirilen Yüzük Dörtlemesi, sırasıyla Das Rheingold (Ren Altını), Die Walküre (Valkyrie), Siegfried ve Götterdamerung (Tanrıların Sonu) olmak üzere dört büyük operadan oluşuyor. Sunuş sıralarının tersine, Wagner’in ilk planladığı ve orijinal adı Siegfried’in Ölümü olan opera, zamanla bu dizinin sonuncusu olan Götterdamerung’u oluşturmuş. Diğer operalar ise aşağı yukarı dizide yer aldıkları sıranın ters sırası ile bestelenmişler. Wagner’in librettosu için kullandığı kaynaklar eski İzlanda edebiyatı örneklerinin yer aldığı Edda’dan eski Yunan mitolojisine ve kutsal kitaplara kadar uzanan bir yelpaze.
Yüzük Dörtlemesi’nin tümüyle yeni dünyanın Pasifik kıyılarında ilk sahnelenmesi 1930 yılında gerçekleşmiş. O tarihte zaten elliyi aşkın senedir Wagner operalarını Bayreuth’ta seslendirmekte olan ünlü Bayreuth German Great Opera topluluğu, bu dört eseri Los Angeles dinleyicisine sunmuş. İcra edildiği yer ise günümüzde Oscar törenleri ve buna benzer popüler gösteriler için kullanılan Shrine Auditorium.
Hatırlarsanız 1984 yaz olimpiyatları Los Angeles’te yapılmıştı. Bu olimpiyatlara paralel olarak gerçekleştirilen kültür haftalarından bu yana Los Angeles şehrinde yer alan sanat ve kültür etkinliklerinin en büyüğü, son aylarda Wagner’in operaları merkez alınarak yapılan Los Angeles Yüzük Festivali oldu. Nisan-Haziran 2010 tarihleri arasında gerçekleşen bu festivale yüzü aşkın organizasyon katıldı. Festival kapsamında sunulan sergiler, konserler, söyleşiler ve konferanslar Los Angeles’i renklendirdi. Yüzük Festivali’nin odak noktası tabii ki Wagner ve Yüzük Dörtlemesi. Hazırlıkları on seneye yakın bir zamandır süren tetraloji, 29 Mayıs 2010 tarihinde Los Angeles Opera’nın Das Rheingold’u seslendirilmesi ile bir bayram atmosferinde başladı.
Das Rheingold seride yer alan diğer üç operanın önsözü niteliğinde. Olağan dışı yapısı ile kendine özgü bir forma sahip olan bu eser, diğer üç operanın zaman, mekan ve karakterleri için bir temel ve referans noktası oluşturuyor. Die Walküre, Siegfried, ve Götterdamerung’da önem kazanacak olan öğelerin tanıtılması dinleyici için hem müziksel hem de görsel olarak olağanüstü bir fantazi dünyası yaratıyor. Bu fantazi dünyasında insanlar daha henüz ortaya çıkmamış. Ana temaları güç ve hırs olan Das Rheingold dört sahneden oluşuyor. Libretto’nun çok kısa olarak özeti şöyle:
1. Sahne: Cüce Alberich, Ren nehri altında yatan ve Ren kızları tarafından korunan altını çalarak tılsımlı bir yüzüğe dönüştürür. Sahibine sınırsız güç veren yüzük için Alberich’in sevgiyi inkar etmesi gerekmektedir.
2. Sahne: Tanrı Wotan, devler Fasolt ve Fafner’e yaptırdığı Valhalla*’ya karşılık kendilerine vermeyi söz verdiği gençlik ve güzellik tanrıçası Freia yerine onlara altın vermeyi teklif eder. Devler Freia’yı rehin alırlar.
3. Sahne: Wotan, Alberich’in altınlarını ele geçirmek için ateş yarı-tanrısı Loge’nin yardımını ister. Birlikte Alberich’i kandırıp esir alırlar.
4. Sahne: Alberich altınları ve yüzüğü Wotan’a vererek kendini kurtarır. Wotan bunları devlere vermek zorundadır. Alberich’in laneti ile Fafner kardeşi Fasolt’u öldürür. Operanın sonunda tanrılar Valhalla’ya çıkarlar.
Los Angeles Opera’nın 2006 senesinden beri müzik direktörlüğünü yapan James Conlon, 3 Haziran 2010 akşamı her opera gecesi öncesi yaptığı gibi, Das Rheingold’un başlamasından bir saat önce Dorothy Chandler Pavilion’un ikinci katında toplanan dinleyicilere o geceki eser hakkında bilgi verdi. Wagner’in Das Rheingold’da tanıştırıp bütün tetraloji süresince kullandığı leitmotiflerden örnekler sundu. Conlon’un hitab ettiği dinleyiciler arasında dünyanın dört bir tarafından gelmiş müzikseverler vardı. Senelerdir “Wagner tiryakisi” olduğunu söyleyen Conlon, gençlik yıllarında ilk olarak dinleyip hayran kaldığı Yüzük Dörtlemesi’nde, arada geçen bu kadar seneden sonra hala yenilikler ve gözünden kaçmış olan bağlar bulduğunu söylüyordu. Şef konuşmasını bitirip orkestranın başına gitmek için ayrıldığında Ren nehrinin derinliklerinden yükselen Mi bemol akorun duyulmasına ve tetralojinin başlamasına sadece on dakika kalmıştı.
Das Rheingold’da ard arda sunulan tema ve leitmotifler, Ren nehrinin derinliklerinden gelen ağır dalgalanma ile başlayıp, tanrıların Valhalla’ya girişinin senfonik boyutları ile doruk noktasına ulaşıyor. Wagner’in müziğinin enstrümentasyon ile yarattığı renk belki de müziğinin en çekici yönünü oluşturuyor. Buna ek olarak Das Rheingold’da, Yüzük Dörtlemesi’nin diğer operalarında olduğu gibi aksiyonu durdurup daha önce geçmiş olaylar üzerine söylenen sözler, karakterler tarafından yapılan kişisel yorumlar yok. Bu da operaya belli bir akıcılık kazandırıyor.

Los Anceles caddelerinde Yuzuk Festivali afisleri

Los Anceles caddelerinde Yuzuk Festivali afisleri

Los Angeles Opera Orkestrası Wagner’in müziğini ustalıkla seslendirdi. Dünyanın dört bir tarafından gelmiş olan dinleyiciler kendilerini müzik yönetmeni James Conlon’un batonuna ve dekor ve kostümleri yaratmış olan artistik direktör Achim Freyer’in yarattığı sihire kaptırdılar. Achim Freyer’in avangard dekor, kostüm ve rejisi üzerine ileride çok tartışma olacağına eminim. Bana kalırsa Freyer’in vizyonu ile Das Rheingold’un sunumu neredeyse izleyiciyi müziksiz bile sürükleyecek nitelikte bir çekiciliğe sahipti.
Ukraynalı basso Vitalij Kowaljow’un canlandırdığı Wotan, özellikle yüzüğü devlere verdiği dramatik sahnede kendini gösterdi. Michelle DeYoung, Wotan’ın eşi Fricka olarak başarılıydı. Richard Paul Fink, cüce Alberich olarak karşımızdaydı. Ateş yarı-tanrısı Loge’yi canlandıran ise Hollandalı tenor Arnold Bezuyen’di. Mezo-soprano Jill Grove, Erda’nın ihtarlarını başarı ile dile getirdi. Devleri Morris Robinson ve Eric Halfvarson seslendirdi. Ellie Dehn, Freia; bas-bariton Wayne Tigges, Donner ve tenor Beau Gibson ise Froh olarak sahnede yer aldılar. Alberich’in kardeşi Mime’i tenor Graham Clark canlandırdı. Ren kızları ise soprano Stacey Tappan, ve mezo-sopranolar Lauren McNeese ve Ronita Nicole Miller’den oluşuyordu.
Das Rheingold’da en göze çarpan solistler Loge’yi oynayan Arnold Bezuyen ve aksi cüce Alberich’i canlandıran Richard Paul Fink oldu. Bu iki karakterin öyküde aldıkları yer diğer karakterlere göre zaten oldukça büyük. Solist kadrosunun genelde en başarılı yönü ise Wagner’in fikirleri ile özdeşleşmiş olmalarıydı. Solistlerin hiç birisi rolünü seyirci için söylüyormuş izlenimini vermedi. Sahnede sanki bu fantastik karakterlerin kişiliğine tamaman bürünmüş olan otantik yaratıkları izleyip dinliyorduk. Das Rheingold, masif yapısına rağmen karşımıza akıcı bir fantazi olarak çıktı. Wagner’in müziği ve Freyer’in dekorları bir duraklama olmadan üç saate yakın dinleyiciyi bambaşka bir düş dünyasına götürmeyi başardı.

Ren Altını Operası

Ren Altını Operası

Umarım ki bu performans DVD olarak da dinleyiciye sunulur ve böylece James Conlon ile Achim Freyer’in ilginç Das Rheingold yorumunu dünyanın dört bir tarafındaki Wagner sever dinleyicilerin izlemesi mümkün olur.

* Valhalla, İskandinav mitolojisisinde Valhöll (Katledilmişlerin Salonu). Odin’in yönettiği salon. Asgard’da bulunmaktadır. Valkyrieler savaş alanlarında ölmüş kahramanları buraya getirir. Bu çok geniş salonun 540 kapısı vardır. Çatı kirişleri mızraktır, çatı kalkanlardan oluşmuştur. Batı kapısında bir kurt vardır ve üzerinde bir kartal dolaşır.

AKOB DERGİSİ 3.SAYI 3.SAYFA

scroll to top