NEVİT KODALLI’NIN EŞSİZ MÜZİK RENKLERİ VE IŞIKLARI İLE BİR “EBRU”

Nevit-Kodallı-1.jpg

Vahap Kokulu
Nevit Kodallı’nın yaşamı ve eserleri ile ilgili birçok tanıtım yazılarının çeşitli yayın organlarında yer aldığını biliyoruz.
Nevit Kodallı’nın yaşam öyküsü ve düşünceleri Sayın Erdoğan Okyay ve Sayın Evin İlyasoğlu’nun özel yapıtlarında sistemli olarak yer almıştır. Bu eserler Ulusumuzun Müzik Tarihi konusunda araştırma yapacak akademisyen ve sanatçılara eşsiz birer başvuru kaynağıdır. Kendilerini takdirle anmak borcumuzdur.
Nevit Kodallı’nın söyleşileri ve konferanslarda yaptığı konuşmalar kısmen belgelendi ama birçoğu ise dinleyenlerin beyninde ve yüreğinde geleceğe ebediyen saklanacak eşsiz bilgiler olarak taşınacağı da şüphesizdir.
Bu Ebru çalışmamızda Nevit Kodallı’nın görüşlerini kişisel yorumlarımıza yer vermeden yenilemek ve bunları tarihçilere ve uzmanlarının engin deneyimlerine emanet ederek bilgi birikimimizi tazelemek ve zenginleştirmek istiyoruz.
Devlet Sanatçısı Prof. Nevit Kodallı 12 Ocak 1924 yılında Mersin’de doğdu.
Mersin’de doğmak büyük bir zenginlikti. Çocukluğum çeşitli insan tiplerini ve değişik kültürleri tanıyarak geçmişti. Hepimiz Cumhuriyet terbiyesi almıştık. Benim doğduğum ve yetiştiğim mahallede kapı komşularım hep Türkiye’nin yaratıcı insanları oldular. Rejisör Atıf Yılmaz, ressam Nuri Abaç, Şair ve gazeteci Özdemir İnce, şair Ümit Yaşar Oğuzcan, tiyatrocu Hasan Coşkun, şair Ergun Evren…
(Evin İlyasoğlu – Mersin’den yükselen çağdaş bir ses. Nevit Kodallı. Pan Yayıncılık .2009)
Mersin’deki çocukluk günlerimde duyduğum müzikleri kulağımdan geçirirken, pamuk işçilerinin ezgileriyle halk müziğine yaklaştığımı, bandonun peşinden yürürken
çoksesli müzikle tanıştığımı, babamın tanburuyla klasik Türk Müziğini öğrendiğimi, çevredeki kilise ve camilerle dini müziğe yaklaştığımı, Hayri ağabeyimin kemanıyla ablamın piyanosuyla oda müziği gruplarıyla ve Hıristiyan arkadaşlarımın taş plaklarıyla Polifonik kulağımı geliştirdiğimi anlıyorum…
(Evin İlyasoğlu -Mersin’den yükselen çağdaş bir ses. Nevit Kodallı. Pan Yayıncılık .2009)
Ben öğrenciliğe başladığımda konservatuvar kurulalı henüz üç yıl oluyordu. Atatürk ile beraber olmuş, ona danışmalık yapmış kişileri dinliyorduk
(Evin İlyasoğlu -Mersin’den yükselen çağdaş bir ses. Nevit Kodallı. Pan Yayıncılık .2009)
Atatürk, 1910’lu yıllarda Sofya’da ilk kez bir operayı seyrettikten sonra operanın güçlü etkisi altında “Bizde de opera kurulacaktır” derken, sanki ileride en büyük inkılabım diye nitelediği müzik reformunu dile getirmiştir. Biz Devlet Opera ve Tiyatrosunu nasıl Gerçekleştirdik? (İçel sanat Kulübü Bülteni Sayı 53-Kasım I 996)
Alaturka’nın çıkışı sırasında, neyin Türk, neyin değil olduğunu halkımız, o eşsiz sağduyusuyla en gerçek terminolojisini yapmıştır. Kendi sözlü müziğine “Türkü’yani “Türki”,Türk’e mahsus,diğerine ise “Şarkı”,
yani “Şarki”, Türk olmayıp şarka mahsus bir tür olduğunu kesin belirlemiştir. (T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı I.Müzik Kongresi-1988 Bildiriler.Sayfa 108-117)
Atatürk’ün müzik devrimini, TRT, basın, üniversiteler, Milli Eğitim, Kültür vb. kurum ve bakanlıklarımız saptırmadan uygulamak eğlence müzik türlerini bir yana bırakıp, ulusal ve çağdaş Türk Müziğinin kökleşmesine, gelişmesine çalışmalıdırlar.
(T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı I.Müzik Kongresi-Bildiriler. Sayfa 108-117)
Bana soruyorlar “Neden başka operalar yazmadın?”
Yazabilirdim tabii ki. Benim bir opera yazmam üç yılımı alır. Sadece birkaç defa sahnelenmesi için yazmak çok zor. Eğer sık sık sahnelenebilirse diğer sanatçılarda özendirilmiş olur. Klasik bir program saptanıp Devlet tarafından bunun uygulanması gerekir. Yoksa biz Türk Operasını daha uzun müddet bekleriz. Bu eserlerle yurtdışına çıktığımız zaman ülkemizi daha onurlu bir şekilde temsil ederiz. Ve Türk müziği, Türk Operasını dünyaya tanıtıp geri kalmadığımızı ispatlarız. İnsanların kültürlerinin bütün dünyada tanınması gerekir ki itibarı artsın. (Nevit Kodallı hocamızla “Gılgameş” üstüne söy leşi-Necla Akbulut İçel Sanat Kulübü Bülteni Sayı 71 Haziran 1998)
Yurdumuzda kompozitörlerimizin en büyük sıkıntısı, yaratacakları bir opera için uygun ve başarılı bir libretto ve bunu yazabilecek libretisleri bulamamalarıdır.
(T.C Kültür Bakanlığı 1989 ” I.Opera ve Bale Kongresi tutanakları .Sayfa 239-243)
Bizde bugüne değin bir “Türk Şan Tekniği” tam anlamıyla ortaya çıkmamışsa, Türk dili prozodisini gerçekten bilen kompozitör sayısının az ve Türk şan hocalarının hemen hemen bundan ve Türkçe diksiyondan habersiz olmalarından; ayrıca her ses sanatçısının İtalyan-Alman gibi yabancı hocalardan aldığı şan tekniğini aynen Türkçe’ye uygulamaya kalkışmalarından ileri gelmektedir. Örneğin “kalbim imkanısızı biri sevidayla doludu taşıdı” gibi, Türkçemiz komik duruma düşürülmektedir. Asıl amacın opera sanatını halkımıza yaymak ve sevdirmek olduğunu unutmamamız, anlayacakları ana dilimizde, doğru olarak, operaları sahnelememiz gerekir.
(T.C Kültür Bakanlığı 1989 ” I.Opera ve Bale Kongresi tutanakları .Sayfa 239-243)
Bir opera yazmak, kompozitörün hayatından en az iki buçuk – üç yılını alır. Yazdığı ve başarı ile sahnelenen, beğeni kazanan bir opera ya da balesinin ancak 20 yıl sonra yeniden oynandığını görürse bu onun için bir teşvik değil, olsa olsa ancak bir caydırma olur. “Müzik geniş halk yığınları için öncelikle bir eğitim işi bir alışkanlık işidir.” Bu alışkanlık da ulusumuz indinde ancak Türk eserlerinin sık sık sahnelendirmesi, icra edilmesi ile yüksek ve yaygın bir düzeyde ulaşabilir. Çağının ve kendi kompozitörlerinin eserlerini ihmal eden kurumlar, bir yoz döngünün içindedirler, demektir ki bu yoz döngünün içinde ulusal bir müziğin, operanın balenin gelişip yükselebileceği hayal bile edilemez.
(T.C Kültür Bakanlığı 1989 ” I.Opera ve Bale Kongresi tutanakları Sayfa 239-243)
Biz bir Türk Opera ekolünü yaratmak istiyorsak, dilimizi inkar ile değil, operaların ancak kendi dilimizle söylenmesiyle gerçekleşebileceğini bir kez daha belirtelim… Sanatçılarımız bu zor komik operayı (Figaro’nun Düğünü) çok güzel ve başarıyla seslendirdiler. Bu Mersin Devlet Operamız için aşamadır. Kendilerini yürekten kutlar ve övünürüz. Ama kimse bir şey anlamadıktan sonra neye yarar!.. (İçel Sanat Kulübü Bülteni Sayfa 7.Sayı 71 .Haziran 1998)
Benim sözlerimden sakın alaturka düşmanı, divan müziği düşmanı, arabesk düşmanı olduğum gibi bir düşünceye kapılınmasın. Benim için yaşamda en güzel şey çeşitliliktir. Bir gazinoya gittiğimde orada havası gereği güzel bir fasıl heyetinden parçalar dinler eğlenirim. Büyük müzik değil, ama sabah akşamda değil. Yurdumun güzelliklerinin, insanlarımın, sevginin, kendi öz benliğimin hazzına varmak için türküler dinlerim. Ama sabah akşam değil. Dans etmek için… danslı yerlere gider, hafif müzik, dans müziği, pop müziği… dinlerim, dans ederim. Ama sabah akşam değil. Bunlar sadece eğlence müzikleridir.
Bir müzeye gider gibi arasıra Osmanlı saray tarihini, müzikte yaratılan eserleri daha iyi anlamak için eski müzik ustalarının divan müziği bestelerini dinlerim. Ama sabah akşam değil. Bunların hepsinin yeri ayrıdır. İnsana ince, soylu duygular, yüksek düşünceler aşılayan ister Türk, ister evrensel büyük müzik eserlerini senfonilerini, konçertolarını, opera ve benzerlerini ruhumu yükseltmek, insanlığın erdemine erişmek, müziğin o büyülü fenomininden yararlanmak için sık sık dinlerim.
Ama sabah akşam değil.
(T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı I.Müzik Kongresi-1988 Bildiriler. Sayfa 108- 117)
Atatürk’ün direktifleri doğrultusunda yetişmiş üç ayrı kuşaktan kompozitörlerimizin ulusal ve evrensel düzeydeki eserleriyle bir yüksek müzik literatürümüz vardır ve bunlar tüm dünya ülkelerinin düzeyinden hiç aşağı değildir, birçoklarının çok üstündedir de… Ama bütün bu sanat kurumlarımız şimdi büyük bir “yok olma” tehlikesiyle karşı karşıyadır.
(Türk Kompozitörlerini Aforoz İçel Sanat Kulübü Bülteni Sayı 61-Ağustos 1997)
Eğer bir şehirde orkestra yoksa oraya konservatuvar kurulamaz. Eğitim verecek öğretmen bulamazsınız. Bunlar birbirini beslemelidir.
(Evin İlyasoğlu -Mersin’den yükselen çağdaş bir ses. Nevit Kodallı. Pan Yayıncılık .2009)
YÖK yasasıyla konservatuvarların Üniversiteye bağlanmasını daha ilk günden sakıncalı bulduğumu söylemiştim. Konservatuvar usta – çırak geleneğidir.
(Evin İlyasoğlu -Mersin’den yükselen çağdaş bir ses. Nevit Kodallı. Pan Yayıncılık .2009)
Ben ekollerin hepsini kabul ederim, gönlüm elverdiğinde kullanırım. Eskiden iki büyük üçlü kullanmayı ayıp sayardık, (empresyonist aralık diye) ama yeri geldiği zaman o kadar güzel tınlar ki! Ben hiç modaya uymadım.
Kendi sistemimi ilk baştan koymuştum. Şimdiye kadar bu sistemi geliştirdim. Paletim zengindir, istediğimi yaparım onun içinde. Honegger’in hoca olarak benim üstümde en büyük etkisi önyargıyı kaldırmak olmuştur. Çok boyutlu düşünmeyi öğretti bana. Sende
çok katmanlı müzik renkleri var, hepsinden istifade edebilirsin” derdi.
(Evin İlyasoğlu -Mersin’den yükselen çağdaş bir ses. Nevit Kodallı. Pan Yayıncılık .2009)
Mersin’deki değişik topluluklar birbirlerinden kız alıp verdikleri gibi hepside yan yana tek bir mezarlığa gömülürler. Ne bu dünyada ne öbür dünyada ayrısı gayrisi olmayan tek şehirdir Mersin. Bu mezarlık tüm dinlerin bir arada, hem de yan yana gömüldüğü belki de tek örnektir.
(Evin İlyasoğlu -Mersin’den yükselen çağdaş bir ses. Nevit Kodallı. Pan Yayıncılık . 2009)
Nevit Kodallı Mersin’de 2009 bahar aylarında bir beyin rahatsızlığı geçirdi. İstanbul’da birkaç ay tedavi gördü. Biraz iyileştiğini hissettiği zaman eşi Sevgili Olcay’la beraber Ağustos 2009’un son günlerinde o mütevazi evine geri döndü…
Birkaç gün sonra,
1 Eylül 2009 günü 83 yaşında Mersin’in serin bir ikindi zamanında o çok sevdiği mütevazi evinin yakınında ve Akdeniz’in hemen kıyısında köpüklü suların fani vücudunu serinlettiği anda, ilk adımlarını atarken yaşama veda etti.
Sayın Evin İlyasoğlu’nun tespitlerinde olduğu gibi…” Mersin’in müzik nabzı, Nevit Kodallı ile atmaya , yediden yetmişe herkes onun deneyimli öğütleriyle zenginleşmeye devam edecektir.”
Kaynakça
• Erdoğan Okyay – Nevit Kodallı’ya armağan I 997. Sevda Cenap And Müzik vakfı yayınları
• Evin İlyasoğlu – Mersin’den yükselen çağdaş bir ses. Nevit Kodallı. Pan Yayıncılık 2009
• İçel Sanat Kulübü Dergileri

AKOB DERGİSİ 1.SAYI 20-21.SAYFA

scroll to top