ÖZGECAN KALPLERDE YAŞIYOR – VAHAP KOKULU

ozgecan.jpg

BESTE
2008 yılında sevgili Engin Aktuğ’la bir araya geldik. Mersin’de herhangi bir derneğe bağlı olmayan ve çoğunluğu “genç”lerden oluşan ve repertuvar dahil kararları demokratikçe koro üyeleri tarafından verilen farklı bir çoksesli koro kurma gereğine inanıyorduk.
Bu ortak fikrin sahipleri diğer dostlarımız Mecit Baskın ve Mutlay Başar’ı sevgi ve saygıyla anıyorum.
O tarihe kadar Mersin Polifonik Korolar Derneği çatısı altında bir arada idik. Demokratik olma, yönetsel ve sanatsal kararlarda tek kişinin baskısının giderek arttığından rahatsız idik.
Bu yeni girişimimizin gereği ve yararı hakkında rahmetli Nevit Kodallı’nın Kocahasanlı köyündeki bağ evine gitmiş ve iznini almıştık.
Ne çalışma yerimiz ne de oturacak sandalyemiz vardı.
Bize ilk desteği o zamanlar giderek küçülmekte olan Çamlıbel’deki devasa AVM Marina Vista yöneticisi dostumuz sağladı. Marina Vista’nın zemin katındaki bir depo alanını gösterdi ve “buyrun” dedi.
Marina Vista’nın çeşitli odalarındaki sandalyeleri topladık ve yerleşmeye başladık. Kış ayları için klimamız yoktu. Buz gibi bir mekândı.
Engin Aktuğ o tarihe kadar çalıştırdığı gençlik koro üyeleri ile irtibata geçti. Bizler tanıdığımız bildiğimiz çoksesli koro müziğinin genç meraklılarına ulaşmaya çalıştık.
Grup oluşmaya başlamıştı ve “ben” dahil Engin Bey’in hazırladığı değerlendirme kapsamında kulak ve ses sağlığımıza göre alto-bas-tenor-sopranolar belirlenmeye başladı…
Bir gün bir baba yanında iki kız çocuğu ile geldi. Bizim koromuzun çalışmalarından haberdar olmuştu.
Baba:
“Biz baba ve kızlar koronuzda yer almak istiyoruz” dedi.
Kızlarından birisi 13 yaşında idi henüz. Çocuk Korosu yaşındaydı. Diğeri 17 yaşında idi.
Engin Aktuğ 13 yaşındaki kızı değerlendirmeye almadı. Sesi daha olgunlaşmamıştı. Mersin Oda Korosu “çocuk” korosu değildi ki!
Baba ve 17 yaşındaki kızının “ses renkleri” uygun bulundu.
Kız “soprano” oldu ve baba “Bas Bariton”. Benim yanımdaki ilk “Bas Bariton” idi baba…
17 yaşındaki kızla beraber hemen hemen aynı yaşlarda “Ayşegül” geldi sonra. Onun sesi de “soprano” idi. Ve muhteşem idi (Ayşegül şimdi Hacettepe Devlet Konservatuvarı’nda).
Baba ve 17 yaşındaki kızı koro çalışmalarımıza zamanında gelen ve ciddi olarak çalışmalarımıza katkıda bulunan koristlerimizdendi.
Bir süre sonra “baba” iş şartları sebebiyle mazeret bildirdi ve aramızdan ayrıldı…
Artık koromuza iki kızı geliyordu.17 yaşındaki soprano saflarında yer alırken diğeri arka sıralarda “dinleyici” idi. Sanıyorum seslendirdiğimiz şarkıların tamamını öğrenmişti ama sesi “çocuk” idi.
İki kız kardeş çok sevimli ve güzel kızlardı…
Boğaziçi Üniversitesi’nin hazırladığı uluslararası bir koro festivaline Mersin Oda Koromuz da katılma hakkı kazanmıştı. Bu festivale katılmamıza destek olan, sponsor olan iş dünyamızın değerli temsilcilerine buradan teşekkür etmek istiyorum…
Çoğu öğrenci olan, 17 yaşlarındaki en küçüklerimizin, sopranoların harçlıklarını bir şekilde bulup buluşturmada elbirliği yapmıştık.
Adana havaalanına bizi yolcu ederken, dönüşteki mutluluğumuzla karşılarken o baba ve 13 yaşındaki kızı hepimize sarılıyordu ve başarımızı kutluyorlardı.
17 yaşındaki soprano kafayı takmıştı.
Opera sanatçısı olacaktı artık.
Ders almaya başladı.
Babası buldu buluşturdu ve özel derslerin finansmanını sağladı.
Engin Bey gece gündüz çalışmalara destek verdi.
17 yaşındaki kız Adana Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nı kazandı. Şimdi orada 3.sınıf öğrencisi olmalı. 17 yaşındaki kız büyürken yanında büyümekte olan kız kardeşini de koro çalışmalarına getiriyordu.
Ben Almanya seyahatlerim sebebiyle aktif koro üyeliği çalışmalarından ayrılmıştım.
O baba’ya ve kızlarına rastladığımda hep müzik üzerine konuşurduk. Konservatuvara gidene ve baba’ya hep “AKOB” dergimizi verdim. Dergimizin fanatikleri olmuşlardı.
Bir ara o küçük kızın burslu olarak bir üniversitenin “Psikoloji” bölümünü kazandığını öğrenmiştim. O baba ve kızları ile iftihar etmiştim.
Onlar bizim Kiremithane Mahallesi’nin “Bahçe” Mahallesi tarafında mütevazi bir evde yaşıyorlardı ve komşumuzlardı.
Artık öykünün değil de yaşanmışları anlatımımın sonuna gelmeliyim:
Konservatuvar son sınıfta okuyan kızın adı “Beste”
Kızların babasının adı “Mehmet”
Küçük kızın adı ise “Özgecan”.
Özgecan Aslan…
Vahşice öldürüldü.
Mersin’in yaşam kalitesine verdiğimiz emeklerde vahşice öldürüldü mü?
Özgecan yok ama…
Mersin Oda Korosu’nun en küçük yaştaki sopranosu “Beste”nin opera müziği konusunda Mersin’i ve ülkemizi sahnelerde başarı ile temsil edeceğine inanıyorum.
Özgecan’ın acısı onu kamçılayacaktır.
Mehmet Bey’e bir kez daha sarılıyorum.
Bir kız babası olarak!
Ve
AKOB’un misyonu adına…
Kızına “Beste” adını vermesine şükranla…
Özgecan’ın acısına tahammül ve sabrına hüzünle destek vererek ve paylaşarak…

scroll to top